Güneş Merkezli Sistem

Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi gündüzün üstüne sarıp-örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıp-örtüyor. Güneş’e ve Ay’a boyun eğdirdi. Her biri adı konulmuş bir ecele (süreye) kadar akıp gitmektedir. Haberin olsun; üstün ve güçlü olan, bağışlayan O’dur. (Zümer Suresi, 5)

Dünyamızın içinde bulunduğu Güneş sistemimiz bir Kuran mucizesidir. Ayette, gece ve gündüzün oluşumu için Dünya’nın hareketi, kavuğun sarılmasında olduğu gibi, “yuvarlak bir cismi sarıp örtmek” anlamına gelen “tekvir” fiilinden türemiş “yukevviru” kelimesi ile tarif edilmektedir. Bu kelime Dünya’nın küresel şeklinin yanı sıra, Güneş’in etrafındaki hareketini de en doğru olarak ifade etmektedir. Dünya’nın küresel şekli ve kendi ekseni etrafında dönmesi nedeniyle, Güneş her zaman Dünya’nın bir tarafını aydınlatırken, diğer tarafı ise gölgede kalır. Gölgede kalan taraf geceleyin karanlık ile örtülür ve sonra Dünya’nın Güneş’e doğru dönmesiyle gündüz, gecenin yerini alır. Yasin Suresi’nde ise Güneş ve Ay’ın konumları ile ilgili şöyle bildirilmektedir:

Güneş de, kendisi için (tespit edilmiş) olan bir müstakarra doğru akıp gitmektedir. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)ın takdiridir. Ay’a gelince, Biz onun için de birtakım uğrak yerleri takdir ettik; sonunda o, eski bir hurma dalı gibi döndü (döner). Ne Güneş’in Ay’a erişip-yetişmesi gerekir, ne de gecenin gündüzün önüne geçmesi. Her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedirler. (Yasin Suresi, 38-40)

Yasin Suresi’nin 40. ayetinde Güneş ve Ay’ın hareketleri “yüzüp gitmek, akmak, gezmek” anlamlarına gelen Arapça “yesbahune” kelimesi ile tarif edilmektedir. Bu kelime bir kişinin kendi başına yaptığı hareket anlamına gelir. Bu fiili uygulayan bir kişi, başka bir kişi tarafından müdahale edilmeden kendi başına işine devam ediyor demektir. Yukarıdaki ayetlerde de Güneş’in hiçbir gök cismine bağlı olmayan evrendeki müstakil hareketine bir yönüyle dikkat çekiliyor olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.) Güneş’in hareketini gözlerimizle görmemiz ya da takip etmemiz mümkün değildir. Bu hareketi tespit edebilmek, ancak özel teknolojik aletlerin kullanılmasıyla mümkündür. Güneş kendi ekseni etrafındaki 26 günlük turun yanı sıra, uzayda hiç durmaksızın -Yasin Suresi’nin 39. ayetinde belirtildiği şekilde- kendi yörüngesinde bir yolculuk yapmaktadır.

Ayette aynı zamanda Güneş’in Ay’a “erişip yetişmesine” izin verilmediği bildirilmiş, böylece Kuran’da gök bilimcilerin kendi terminolojileri ile Güneş ve Ay’ın aynı cisim etrafında dönmedikleri haber verilmiştir. Aynı zamanda ayette geceyi ve gündüzü oluşturan hareket ile, Güneş’in ve Ay’ın hareketi arasında da hiçbir bağlantı olmadığı açıklanmaktadır. (Doğrusunu Allah bilir.)

16. yüzyıla kadar bilim çevrelerinde Dünya’nın, evrenin merkezinde olduğu düşünülüyordu. Hatta bu görüş, eski Yunan’da geo (Dünya) ve centron (merkez) kelimelerinin biraraya gelmesiyle oluşan, “geo-santrik model” ismiyle adlandırılıyordu. Bu inanış, ünlü astronom Nicolaus Copernicus (Kopernik)’in 1543 yılında yayımladığı De Revolutionibus Orbium Coelestium (Göksel Kürelerin Dönüşleri Üzerine) adlı eserinde, Dünya’nın ve diğer gezegenlerin Güneş’in etrafında döndükleri fikrini ortaya atmasıyla sorgulandı. Fakat ancak 1610 yılında Galileo Galilei’nin teleskobuyla yaptığı gözlemler sonucunda, Dünya’nın aslında Güneş’in etrafında döndüğü bilimsel geçerlilik kazandı. Bu döneme kadar Güneş’in Dünya çevresinde döndüğüne inanıldığı için, dönemin bilginlerinin çoğu Copernicus’in kuramını kabul etmemişlerdi. Ünlü astonom Johannes Kepler’in gezegenlerin hareketlerini açıklayan görüşleriyle, 16. ve 17. yüzyıllarda helio-sentrik evren modeli geçerlilik kazandı. Helios (Güneş) ve kentron (merkez) kelimelerinin biraraya gelmesinden oluşan bu modelde, evrenin merkezinde Dünya değil Güneş mevcuttur. Diğer gök cisimleri Güneş etrafında hareket ederler. Oysa Kuran’da bu gerçek bundan 14 asır önce bildirilmiştir.

Antik Yunan gök bilimcilerden Claudius Ptolemeus (Batlamyus), evrenin merkezinin Dünya olduğunu söyleyerek, yüzyıllarca geçerli görülen Dünya-merkezli (geosantrik) evren düşüncelerine kaynaklık etmişti. Dolayısıyla Kuran’ın indirildiği dönemde, gece-gündüz oluşumunu Güneş’in hareketleriyle açıklayan yer merkezli kuramın yanlışlığı bilinmiyordu. Aksine bütün yıldız ve gezegenlerin Dünya’nın çevresinde döndükleri kabul ediliyordu. Dönemin bilim düşüncesine hakim yanlışlarına rağmen, Kuran’da günümüz bilimsel bilgileri ile uyum içinde pek çok ifade yer almıştır. Şems Suresi’nde ise şöyle bildirilmektedir:

Güneş’e ve onun parıltısına andolsun, onu izlediği zaman Ay’a, onu (Güneş) parıldattığı zaman gündüze, onu sarıp-örttüğü zaman geceye. (Şems Suresi, 1-4)

Yukarıdaki ayetlerde belirtildiği gibi gündüz, -Güneş’in parlaklığı- Dünya’nın hareketi ile meydana gelmektedir. Gece ile gündüzü oluşturan hareket Güneş’in hareketi değildir. Bir başka deyişle, geceye ve gündüze göreli olarak Güneş sabittir. Kuran’da bildirilenler, Dünya’nın sabit olup, Güneş’in onun etrafında döndüğü tezini savunanların iddialarını geçersiz kılmıştır. Kuran’ın zaman ve mekandan münezzeh olan, tüm ilimlerin sahibi Rabbimiz’in Katından olduğu apaçık bir gerçektir. Bilim ve teknoloji geliştikçe Kuran ve bilim arasındaki uyumun örnekleri de, her geçen gün daha açık şekilde gözler önüne serilmektedir. Bir Kuran ayetinde şöyle buyrulmaktadır:

Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. (Bu Kur’an) düzüp uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, herşeyin ‘çeşitli biçimlerde açıklaması’ ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir. (Yusuf Suresi, 111)